Kütahya Osmanlı Kültürünü Yayma ve Yaşatma Derneği okyay derneği

İmanın Şartlarını Doğru Algılamak-3 Hayır ve Şer Kavramı

Anasayfa » Tasavvuf Konuları » İmanın Şartlarını Doğru Algılamak-3 Hayır ve Şer Kavramı
share on facebook  tweet  share on google  print  

İmanın Şartlarını Doğru Algılamak-3 Hayır ve Şer Kavramı

"Tasavvuf Konuları" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar
İmanın

İmanın Şartlarını Doğru Algılamak-3

Hayır ve Şer Kavramı

İslamı yaşayabilmek için İmanın şartlarının iyi bilinmesi ve uygulanması gerekir. Bunlar Amentü şerhinde şöyle sıralanır. Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına, Resullerine ve ahirete, kadere, Hayır ve Şer’rin Allah’tan olduğuna, Ölümden sonra dirileceğimize inanmak. Şeklinde ifade edilir. Toplum hafızasına bu şekilde yerleşmiş. Kur’ânı kerim Nisa-136. Ayette, bunların beş tanesinden bahsedilerek, inkâr edenlerin dalalette kaldıkları bildirilir.   

4/NİSÂ-136: Yâ eyyuhellezîne âmenû âminû billâhi ve resûlihî vel kitâbillezî nezzele alâ resûlihî vel kitâbillezî enzele min kabl(kablu), ve men yekfur billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulihî vel yevmil âhıri fe kad dalle dalâlen baîdâ (baîden).

“Ey âmenû olanlar! Allah'a ve O'nun Resûl'üne ve Resûl'üne indirdiği Kitab'a ve daha önce indirdiği Kitab'a îmân edin. Ve kim, Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, resûllerini ve yevm'il âhiri (sonraki ahir gününü) inkâr ederse, o taktirde uzak bir dalâletle sapmış olur.”

Resullere iman ifadesi genellikle Nebilere iman şeklinde algılanır. Biz, Nebiler ile beraber Maide-19 ve Muminun-44. Ayette bahsi geçen veli resullere de iman edilmesi gerektiğini önceki yazılarımızda gerekçeleri ile açıklamaya çalıştık. Ahiret gününe iman kavramının, Allah’a iman’ın ötesi olan, dünya hayatında Ruhen Allah’a ulaşmak (Ona teslim olmak.) olarak düzeltilmesi gerektiği hususunu da kur’ân ayetleri ispat ettik.

Kadere iman konusunu başka bir zamana bırakıp, bu gün Hayır ve şer kavramlarının ayrıntısına girmek istiyorum. İnsanlarımız arasında, Hayır’ın bize faydası olan güzel işler, Şer’rin ise bize zararı olan negatif olaylar olduğu şeklinde yaygın bir kanaat var. Hâlbuki Allah’a göre Hayır, bize pozitif derecât kazandıran olaylar, şer ise bize deracât kaybettiren negatif olaylardır. Bu hususta şu ayeti inceleyelim.

2/BAKARA-216: Kutibe aleykumul kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrehû şey’en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn

“Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerdir. Ve (bütün bunları)  Allah bilir, siz bilmezsiniz.”

Görüldüğü gibi Allah, Olayların hangisinin hayır ve şer olduğunu siz bilmezsiniz diyor. Allah kullarını çok seviyor. Onların mutlu olmalarını ister. Bu sebeple kulları için hep hayır diler. Asla şer dilemez. Onun için insanlar, bizzat kendisinin etkisi olmadan başımıza gelen tüm olaylar bizim için kaderdir. Bu olaylar bize göre, pozitif de olsa negatif de olsa, asla derecât kaybetmeyiz. Çünkü bu olaylar bizim irademiz haricinde ve Allah veya izin verdiği ikinci kişiler tarafından meydana getirilen olaylardır. Bizim için kader olan olaydır. İki ayeti inceleyelim.

8/ENFÂL-17: Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ remeyte iz remeyte ve lâkinnallâhe remâ, ve li yubliyel mu’minîne minhu belâen hasenâ(hasenen), innallâhe semîun alîm.

“Onları siz öldürmediniz ama onları Allah öldürdü. Ve attığın zaman da sen atmadın ama Allah attı. Ve Allah, mü'minleri Kendisinden ahsen belâ ile imtihan eder. Muhakkak ki Allah, işitendir ve bilendir.”

21/ENBİYÂ-35: Kullu nefsin zâikatul mevt(mevti), ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneh (fitneten), ve ileynâ turceûn (turceûne).

“Bütün nefsler, ölümü tadıcıdır. Sizi, hayır ve şer fitneleri ile imtihan ederiz. Ve Bize döndürüleceksiniz.”

Görüldüğü gibi Allah sevdiği kullarının derecâtını artırmak, onları belli derecelere ulaştırmak için bazen imtihan ediyor. Bu olaylar Ahsen bela kavramı ile ifade ediliyor. Burada rabbimizin muradı kulunu cezalandırmak değil, mükâfatını artırmak olduğu açık. Şunu anlatmaya çalışıyorum. Evet, tüm olaylar Allah’ın izni ile meydana gelir. Fakat Allah kulları için şer talep etmez. Ancak, kulların hayır zannederek yaptıkları şer taleplerine bazen izin verir. Ya da sevdiği kulunun derecatını arttırmak için, Ahsen bela olarak ile imtihan eder. Allah tarafından meydana getirilen bu olay sonunda mutlaka pozitif derecât kazanırız. Bu sebeple, hayır Allah’tan, şer ise bizim nefsimizdendir. Şer’rin Allah’tan olduğuna inanmak Allah’a iftira etmektir. Aksini düşünmek iman zafiyetidir. Hayır ve şer kavramlarını yanlış anlamaktır.

4/NİSÂ-78: Eyne mâ tekûnû yudrikkumul mevtu ve lev kuntum fî burûcin muşeyyedeh (muşeyyedetin), ve in tusıbhum hasenetun yekûlû hâzihî min indillâh (indillâhi), ve in tusıbhum seyyietun yekûlû hâzihî min ındik(ındike), kul kullun min ındillâh(ındillâhi), fe mâli hâulâil kavmi lâ yekâdûne yefkahûne hadîsâ (hadîsen).

“Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır. Hatta sağlam kalelerde olsanız bile. Eğer onlara bir iyilik isabet ederse: “Bu Allah'tandır.” derler. Ve eğer onlara bir kötülük isabet ederse: “Bu sendendir.” derler. De ki: “Hepsi Allah'ın katındandır.” Artık bu topluluğa ne oluyor ki söz anlamaya yanaşmıyorlar?”

4/NİSÂ-79: Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh(minallâhi), ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsik(nefsike), ve erselnâke lin nâsi resûlâ(resûlen), ve kefâ billâhi şehîdâ (şehîden).

Sana iyilikten (hasenatdan) ne isabet ederse, işte o Allah'tandır. Ve sana kötülükten (seyyiattan) ne isabet ederse, o taktirde o, kendi nefsindendir (derecat kaybedecek bir şey yapmandan dolayıdır). Ve seni, insanlara Resûl olarak gönderdik ve şahit olarak Allah yeter.”

Yukarıdaki ilk ayette, “Hepsi Allah’ın katındandır.” Hükmü, Allah’ın izin vermesi sebebi ile Allah’tandır. Deniliyor. Müteakip ayette ise, bize isabet eden her kötülüğün kendi nefsimizden olduğu açıklanıyor. Kur’ânda asla çelişki olmaz. Bu açık kur’ân hükmüne rağmen şer’rin Allah’tan olduğuna inanmak Allah’a iftira etmektir.

3/ÂLİ İMRÂN-145: Ve mâ kâne li nefsin en temûte illâ bi iznillâhi kitâben mueccelâ(mueccelen), ve men yurid sevâbed dunyâ nu’tihî minhâ, ve men yurid sevâbel âhirati nu’tihî minhâ, ve se neczîş şâkirîn (şâkirîne).

“Ve bir kimsenin, Allah'ın izni olmadan ölmesi olmamıştır (olamaz), o (ölüm), süresi tayin edilmiş bir yazıdır. Ve kim dünya sevabı isterse, kendisine ondan veririz, ve kim ahiret sevabı isterse, kendisine ondan veririz. Ve şâkirleri (şükredenleri) yakında mükâfatlandıracağız.”

42/ŞÛRÂ-20: Men kâne yurîdu harsel âhireti nezid lehu fî harsih (harsihî), ve men kâne yurîdu harsed dunyâ nû’tihî minhâ ve mâ lehu fîl âhireti min nasîb (nasîbin).

“Kim ahiret hasatını (mahsulünü, kazancını) isterse, Biz onun kazancını artırırız. Kim dünya kazancını isterse, ona (da) ondan (dünya kazancından) artırırız (veririz). Ve onun ahirette nasibi yoktur.”

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi Allah kullarının taleplerini yerine getiriyor. Dünyalık isteyene dünyalık veriyor. Ancak onun ahiret’te nasibi yok, deniliyor. Ahiret sevabı isteyene mükafatlandırırız. Deniliyor. Onun için Allah’tan dünyalık istemek, onun bize istemeden verdiği nimetleri (küfranı nimet), yetersiz görmek oluyor. Hâlbuki Allah’ın bize verdiği veya vermediği her şeyde bir hayır vardır. Onun için Allah’ın verdiği tüm nimetlerin bizim için optimum (en uygun) olduğuna inanıp, şükür etmemiz gerekir. Verilenlerin ötesinde talepte bulunmak. Allah’tan razı olmadığımızın işareti olur. Allah kendisinden razı olmadıkça, bizden razı olmaz. Allah’ın rızası bizim razı olmamıza bağlıdır. Ancak o zaman cenneti hak ederiz. Bu konudaki şu ayetleri inceleyelim.

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh (mardıyyeten).

Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!

89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.

(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah'a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.

89/FECR-30: Vedhulî cennetî.

Ve cennetime gir.

Tekrar konumuza dönmek gerekirse, âmentü şerhinde ifade edilen hayır ve şer’rin Allah’tan olduğu görüşü, ayette görüldüğü gibi yanlıştır. Bize derecât kazandıran olayların hepsi Allah’tandır. Bizim için hayırdır. Buna karşılık bize derecât kaybettiren olaylar ise, genel olarak bizim nefsimizdendir. Genel olarak dememizin sebebi, Allah kulunun bilemeden istediği derecât kaybettiren olayların meydana gelmesine izin vermiş olmasına rağmen rızası yoktur. Bu sebeple Allah’tandır. Denilemez. Çünkü, olayı biz talep ederek şer kazanmamıza sebep olduk.

Allah sevdiği kulunun derecâtını artırmak için meydana getirdiği Ahsen bela’yı biz her ne kadar şer zannetsek de, aslında bize derecât kazandırdığı için gerçekte hayır olaydır. Bize hayır kazandıran tüm olaylar zaten Allah’tandır. Bu sebeple iman esası olan, imanın  şartlardaki yanlış algılamamız düzeltilmelidir. Konu biraz karışık gibi gelse de, aslında çok basit. İblis müminleri saptırmak, onların cehenneme gitmelerine sebep olmak için olayı saptırmış. Olayın yanlış algılamalarına sebep olmuştur.

Allah kullarını çok seviyor. Kainatta yarattığı her şeyi onların emrine, istifadesine sunmuş. Onların dünya’da mutlu olmalarını ve ahirette de kendileri için hazırladığı cennetine almak istiyor. Bunun için bizden istediği tek şey, kendisine yönelip, dünya hayatında ruhen ona ulaşmayı dilemekten ibaret. Kalben samimiyetle yapılan bu talebi Allah kalbimizde gördüğünde, bizi bir dostuna (Veli Resül veya mürşit)  yönlendiriyor. Ona tabi olduğumuzda, İslam’ı ve dünya mutluluğu da kısmen yaşanmaya başlıyoruz. Ahirette de cenneti hak ediyoruz.

Sevgili okuyucular Allah, kullarının hür serbest iradelerine çok değer veriyor. Onun için kullarının önce serbest iradeleri ile kalpten, yani samimiyet ile kendisine yönelmelerini istiyor. O zaman Allah bizim dostumuz oluyor. Karşılaştığımız olaylarda bizim yardımcımız oluyor. Bizi dünya ve ahiret saadetine ulaştırıyor. Kalpten olmayan Allah’a yönelmeler, Allah’ı imtihan etmek olur. Onun için tüm okuyucularımızın kalpten Allaha ulaşmayı dileyip, dünya ve ahiret saadetini hak etmeleri dileği ile yazımızı tamamlayalım. İns. ARO.

18 Eylül 2020

lutfitumturk@hotmail.com                                                                               Lütfi TÜMTÜRK


Tür : Diğer Tarih : 21.09.2020
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
Sayfa Ziyaret Sayacı
13.138