Kütahya Osmanlı Kültürünü Yayma ve Yaşatma Derneği okyay derneği

Hz. Peygamber döneminde Çağımızda yaşanan İslam

Anasayfa » Tasavvuf Konuları » Hz. Peygamber döneminde Çağımızda yaşanan İslam
share on facebook  tweet  share on google  print  

Hz. Peygamber döneminde Çağımızda yaşanan İslam

"Tasavvuf Konuları" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar

Hz. Peygamber döneminde

Çağımızda yaşanan İslam

Önceki bir yazımızda, İslam ülkelerinin başlarına gelen belaların İslam’ın yaşanmamasından kaynaklandığını yazmış, ayrıntıya girememiştik. Allah dostlarından öğrendiğimiz bu tespit ne dereceye kadar doğrudur. Bir haksızlık yapmış olmayalım. Bu konuyu İslam’ın temel kaynağı olan Kur’ân ayetleri ile izah etmeye çalışalım. İslam kelime anlamı Arapça “slm” fiil kökünden gelir. Barış, Sulh, sukûn, anlamındadır. Kelimenin başına, “elif” geldiğinde İslam olur, teslim anlamındadır. Arapça “mim” geldiğinde Müslim, teslim olmak, Müslüman teslim olan kişi, Müslimun teslim olanlar (Çoğul) anlamındadır. Görüldüğü gibi İslam teslim dinidir. Allah’ın emir ve yasaklarına teslim olmak. İnsan, Allah’ın emirlerine uygun hayat sürerse sahabe efendilerimiz gibi dünyada mutlu olur. Saadet asrı yaşanır. Ahirette cenneti bizzat hak eder. Şu ayetleri inceleyelim.

30/RÛM-30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne).

“Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah'ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah'ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.”

98/BEYYİNE-5: Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh (kayyimeti).

“Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur."

Yukarıdaki ilk ayette, yüce Rabbimiz, Hz. Peygamberimizi Hz. İbrahim’in hanif dinine yönelmesini emrediyor. İnsanların hanif fıtratı ile yaratıldığı, Bu dinin ezelden ebede kayyum din olduğu ifade ediliyor İkinci ayette de, Bu dinin temel felsefesinin nefis tezkiyesi ile “Dinde halis kullar” olmak olduğu anlatılıyor. Bunun nefsini tezkiye etmiş (Kötülüklerden arındırmış) halis kul olmak olduğu bildiriliyor. Nefsini kötülüklerden arındırmış bir insanın elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği kişi olduğu açıktır. Hz. Peygamberimiz hanif kavramını, Vahdet (tek Allah’a inanmak). Tevhit (Müminlerin oluşan tek toplum) ve Teslim (Allah’ın emir ve yasaklarına uymak) olarak açıkladığını biliyoruz. Şu ayetleri de inceleyelim.

16/NAHL-123: Summe evhaynâ ileyke enittebi’ millete ibrâhîme hanîfâ (hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn (muşrikîne).

“Sonra da Sana “hanif (vahdet, tevhid ve teslimi esas alan) olarak İbrâhîm (A.S)'ın dînine tâbî olmayı” vahyettik. Ve o, müşriklerden olmadı.”

/EN'ÂM-161: Kul innenî hedânî rabbî ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin) dînen kıyamen millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn (muşrikîne).

“Muhakkak ki; Rabbim, beni hanif olarak Sıratı Mustakîm'e, kıyâmete kadar ayakta kalacak olan Hz. İbrâhîm'in milletinin dînine hidayet etti.” de. Ve o, müşriklerden olmadı.

Hz. Peygamberimiz Atası, Hz. İbrahim gibi aynı teslim dinini yaşamış. Kıyamete kadar ayakta kalacak olan kayyum dini’nin teslim dini olduğu bildiriliyor. Konuyu uzatmadan asıl konumuza gelmek istiyorum. Çağımızda hanif dininin özellikleri olan Vahdet, tevhit ve teslim yaşanıyor mu? Nefis tezkiyesi kutsal kitabımızda Salih amel olarak ifade ediliyor. Salih amel’in iyi faydalı işler yapmak olarak öğretiliyor. Başka hangi uygulamalar yanlış biliniyor. Bunlar artık açıkça konuşulmalıdır. Çağımızda kur’ândaki İslam yaşanmadığı için büyük imtihanlar yaşanıyor. Yüce Rabbimiz Asr Suresinde, “Asra yemin olsun. Muhakkak ki insan gerçekten hüsrandadır.” Buyurduktan sonra, Ayetin devamında kurtuluşa ulaşanların özellikleri veriliyor.

103/ASR-3: İllellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr(sabrı).

“Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah'a ruhu ulaşıp Hakk'ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç.”

Kurtuluşa ulaşan ilk grup, Âmenu olanlar. Sonra nefis tezkiyesi yapanlar, sonra hakkı ve sabrı tavsiye edenler olarak sıralanıyor. Şimdi bunları sırası ile inceleyelim. Önce âmenu olanlar. Din görevlilerimiz bunların iman edenler olduğunu bildiriyorlar. Maide-69 ve Bakara-62 ayetlerde âmenu olan ve Salih amel işleyenlerin kurtuluşa ulaşacakları açıklanıyor.

25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât (hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ (rahîmen).

“Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü'min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur'dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm'dir (rahmet nuru gönderendir).”

Görüldüğü gibi, mürşit önünde tövbe edenin âmenû olduğu açıklanıyor. Bu kişilerin nefis tezkiyesi olan, Salih amel yapmaları halinde günahlarının sevaba çevrileceği belirtiliyor. Buradan sadece Allah’a inanmanın Âmenû olmak için yeterli olmadığını anlıyoruz. Gerçekten diğer din mensuplarının da, Allah’a ve ahirete inandığını biliyoruz. Âmenû olmak için mürşit önünde tövbe etmek gerekiyor. Kutsal kitabımızda böyle yazılmasına rağmen günümüz din görevlileri Allah ile kul arasında kimse giremez. Bu sebeple Mürşit’e inanmak şirktir diyor. Gerçekten öylemidir. Kutsal kitabımızdan gerçekleri öğrenelim.

20/TÂHÂ-123: Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvv(aduvvun), fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.

(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

5/MÂİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).

“Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.”

2/CUMA-2: Huvellez6î bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn (mubînin).

Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

Yukarıdaki ilk ayette, Benden size mutlaka hidayet gelecek. Kim gelen bu hidayetçiye tabi olursa kurtuluşa ulaşır. İkinci ayette de, Allah’a ulaştıracak vesileyi (Hacet namazı ile Allah’tan) isteyin. Buyuruluyor. Bu açık Emireler rağmen mürşide tabi olmak nasıl şirk olur. Anlamak mümkün değil. Salih amel olarak ifade edilen nefis tezkiyesi Allah’ın temel emridir. Bu husus yukarıdaki Beyyine-5. Ayette açıkça bildiriliyor. Tezkiye işlemini resulün yaptığı yukarıdaki Cuma -2- ayette anlatılıyor.

Şimdi de Hakka tavsiye edenleri görelim. Bunlar, Ruhlarını Allah’a ulaştırmış. Allah dostlarıdır. Yaşadıkları güzellikleri müminlerin de yaşaması için onları hakka davet ederler. İnsanları Allah’a davet eden Allah dostları çağımızda aşağılanıp, dışlanıyor. Ölünce Allah’a ulaşılır. Ölmeden Allah’a ulaşmak mümkün değildir. Diye karşı çıkılıyor. Ruhun dünya hayatında Allah’a ulaştırılması konusunda, Yunus-7 ve Rad-20-21. Ayetlerde çok açık anlatılıyor. Bu ayetleri de inceleyelim.

10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn .

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).

Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).

Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

Kurtuluşa ulaşanlardan, Asr suresinde bahsi geçen Sabrı tavsiye edenler, Allah yolunda oldukça mesafe almış. Allah dostlarıdır. Ruhlarını, fizik vücutları, nefisleri ve iradelerini Allah’a teslim etmiş. Ruhlarını 19 kademede müzeyyen olmuş. Allah’a en yakîn olan mübareklerdir. Bunlar, insanların dünya ve ahiret saadetini yaşayabilmeleri için, onları Allaha çağırır.

32/SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn (yûkınûne).

Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk'ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.

9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm (azîmu).

O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

Görüldüğü gibi sahabe, Allaha iman etmiş. Âmenu olmuş; Hz. Peygambere tabi olmuş. Ruhunu, fizik vücudunu, nefsini ve iradesini Allaha teslim etmiş. İnsanları hakka davet etmiş. Kendileri sabra ulaşarak cenneti hak etmişler. Çağımızda bu hususları çok küçük tasavvuf grupları haricinde çoğunluk inanmıyor. Onun için, İslam ülkelerinin üzerinden belalar hiç eksik olmuyor. İslam yaşanmış olsa Allah’ın yardım gelir. İslam toplumları belalardan kurtulur. Hz. Peygamber zamanında İslam yaşandığı için saadet asrı yaşanmış. Kur’an, (Nahl-9)’da,  Nefsini tezkiye edenlerin temiz bir hayat yaşayacağı açıklanıyor.

Günümüzde insanlarımız Müslümanım diyor. Ancak, teslimlerden haberi yok. Resul kavramları insanlarımıza yanlış öğretiliyor. Bunun neticesi olarak tabiiyet unutulmuş. İslam’ın en önemli kavramı olan Hidayet doğru yol, dosdoğru yol olarak öğretiliyor. Böyle Müslümanlık olmaz.Diğer ayrıntıları sonraki yazımıza bırakarak konumuzu tamamlayalım. 19.4.2024

lutfitumturk@hotmail.com.                                                                                                                                    Lütfi Tümtürk.

Kaynak : Lütfi TÜMTÜRK
Tür : Diğer Tarih : 2.05.2024
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
Sayfa Ziyaret Sayacı
33.368