Kütahya Osmanlı Kültürünü Yayma ve Yaşatma Derneği okyay derneği

Din Öğretisinde Temel Hedef İnsanın Mutluluğu

Anasayfa » Tasavvuf Konuları » Din Öğretisinde Temel Hedef İnsanın Mutluluğu
share on facebook  tweet  share on google  print  

Din Öğretisinde Temel Hedef İnsanın Mutluluğu

"Tasavvuf Konuları" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar

Din Öğretisinde Temel Hedef

İnsanın Mutluluğu

Allah’ın, din öğretisinde temel hedef insanların mutluluğudur. Kainatın yaratıcısı Allah, Melekler, cinler, nebatat, mahlukattan sonra, yaratma zincirinin son aşamasında, Hz. Adem (AS) ve Havva validemizi yaratıyor. Onların sulbünden insanların çoğalması murat ediliyor. Bilindiği gibi, Adem atamızı yarattığında, cinler ve meleklerin kendisine secde etmeleri isteniyor. Tüm meleklerin secde etmesine rağmen İblis secde etmiyor. Sonra atalarımız ve iblis cennetten kovuluyor. Bilinen bu hususu açmamızın nedeni, Allah’ın insana verdiği değeri, ifade etmek. Yüce Allah insanı o kadar çok seviyor ki, kâinata yarattığı her şeyi onun emrine,hizmetine veriyor.

45/CÂSİYE-13: Ve sahhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minh(minhu), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn (yetefekkerûne).

Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.

İnsan yaratılış itibarı bir fizik vücut ve onu mekan olarak kullanan ruh ve nefs üçlüsünden ibaret. Ruh, Emr aleminden, Allah’ın emir ve yasaklarına  %100 uyan, yanlış davranışlarımızda bizi uyaran bir özelliği var. Nefs ise gayp aleminin mahluku, şeytanın etkisine açık, Allah’ın emirlerine karşı, bünyesinde afetler barındıran bir yapısı var. Bu iki zıt kardeş fizik vücudumuzu kendi eğilimi istikametinde yönlendirmeye çalışıyor. Bu iki eğilim sebebi ile iç dünyamızda bir sürtüşme var. Bu yüzden insan huzursuz ve mutsuz. Hz. Adem (SAV) ve Havva validemiz bilindiği gibi bu nefs yüzünden yasaklanan meyveyi yiyip cennetten kovulmalarına sebep oluyor.

7/A'RÂF-19: Ve yâ âdemuskun ente ve zevcukel cennete fe kulâ min haysu şi'tumâ ve lâ takrebâ hâzihiş şecerete fe tekûnâ minez zâlimîn(zâlimîne).

Ve ey Âdem! Sen ve zevcen cennette yerleşin (oturun) sonra da, dilediğiniz yerden yeyin. Ve bu ağaca yaklaşmayın. O zaman (yaklaşırsanız ikiniz) zalimlerden olursunuz.

7/A'RÂF-20: Fe vesvese lehumuş şeytânu li yubdiye lehumâ mâ vuriye anhumâ min sev'âtihimâ ve kâle mâ nehâkumâ rabbukumâ an hâzihiş şecereti illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ minel hâlidîn.

Şeytan, onların (o ikisinin) görünmesi ayıp olan ve kendilerinden örtülmüş (gizlenmiş) yerlerinin açığa çıkarılması için onlara vesvese verdi ve sonra da şöyle dedi: “Rabbiniz (ikinizin Rabbi) sadece iki melek olursunuz veya (orada) ebedî kalanlardan olursunuz, diye bu ağaçtan sizin ikinizi menetti (nehyetti).”

7/A'RÂF-24: Kâlehbitû ba'dukum li ba'dın aduvv(aduvvun), ve lekum fîl'ardı mustekarrun ve metâun ilâ hîn (hînin).

(Allahû Tealâ): “Birbirinize düşman olarak inin! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar kalma (yerleşme) ve geçinme vardır (size takdir edildi).” buyurdu.

Görüldüğü gibi, atalarımızın cennetten kovulmalarına ve Dünya’da mutsuz olmamıza sebep olan bir nefsimiz var. Buna karşılık yüce rabbimiz, şeytan ve nefsimize karşı bizi uyaran ve koruyan ruh (Secde-9) ile bizi teçhiz etmiş. İşte Rabbimiz, bu nefsimizi islah etmemizi ruh gibi bizi olumlu yönlendirir hale getirilmesini istiyor. Kutsal kitabımızda defalarca tekrar edilen, Salih amel, nefs tezkiyesi (Taha-75) budur. İnsanların çok uzun dönem yaşayacağı gerçek vatanı cennet, ahiret hayatındadır. Dünya hayatı geçici çok kısa bir dönem yaşadığımız yer. Büyüklerimizin imtihan dünyası demelerini hikmeti budur.

Bizi çok seven yüce rabbimiz, bu imtihanımızı kolaylaştırmış. Severek yarattığı kullarını cennetine almak için  bahane arıyor. Bunu çok basit bir dileğe bağlamış. Tüm beşeriyete vaaz ettiği din öğretisi ile Kullarım kalpten, samimiyetle, bana yönelsinler, dünya hayatında ruhen bana ulaşmayı dilesinler. O zaman, onlara rahîm esmam ile tecelli edeceğim. Onlar için rehber veli resul görevlendireceğim. Onun desteği ile şeytanı ve nefsi yenmelerini sağlayacağım. Bu desteğim ile cenneti bizzat kendileri hak etmiş, imtihanı kazanmış olacaklar. Mesajı veriliyor.

13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk (misâka).

Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb (hisâbi).

Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

Allah, nebi ve resulleri ile kullarına bu öğretiyi vererek, onların dünya ve ahiret saadetini bizzat kazanmalarını murat ediyor. Bunun için nebilerine kitaplar indirmiş. Kullarının hepsini hazırladığı cennetine almak istiyor.   Nebilerin olmadığı fetret devirlerinde, bu hususları insanlara açıklamak üzere nebi olmayan veli resuller, veli mürşitler görevlendirmiş. Bu rehber kur’ân öğretmenlerini arayanlara, ben yönlendireceğim. Yeter ki kullarım bana inansınlar. Benden talep etsinler. Onların dua ve taleplerine icabet edeceğim. Böylece cenneti hak eden ve etmeyenler ortaya çıkacak buyuruluyor. Cennet ve cehennemi hak edenler için uyguladığı adalet sistemini, kimseye kıl kadar haksızlık yapılmadığının herkes tarafından görülmesini istiyor. 

2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).

Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

Görüldüğü gibi dünya imtihanı ve cenneti kazanmak çok kolaylaştırılmış. Yapılacak şey Allaha yönelip, dünya hayatını yaşarken ruhen ona ulaşmayı dilemek. Samimi olmak şartı ile basit bir niyet karşılığı cenneti kazanmak mümkün. Bunun tatbikatını Allah üzerine almış. Sonra dünya mutluluğu ve ahiret saadeti muhakkak.

13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).

Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm.

Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah'a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

İnsanların dünya hayatında mutsuz olmalarının üç sebebi var. Birincisi yukarıda ayrıntısını verdiğimiz. Kendi iç dünyasında ruh ve nefsin mücadelesi. Hatalı, yanlış davranışlarımızda, vicdan azabı olarak bilinen, ruhun fizik vücudumuza baskısı. İkincisi, Hatalı davranışlarımızın karşılığı çevremizden gelen olumsuz baskılar. Son olarak, Allah ile ilişkilerimiz gereği günah işlediğimizde, Allah’ın dünyada azap etmesi. Ahiret’te de cehennem hayatıdır.

Kişi Allah’a yönelip, ona ulaşmayı dilediğinde, Allah’ın dostluğunu kazanıyoruz. Nefis tezkiyesi başlıyor. Kısa süre içinde Allah’ın yardımı ile nefsimiz afetlerinden %51 oranında arınıyor. Şeytan artık bizi etkileyemiyor. Olumlu davranışlar ile pozitif derecât kazanıyoruz. İç dünyamızdaki bu barış dünya mutluluğunu getiriyor.

Çevremizdeki her şey bizim için yaratılmış. Çevremize bu gözle baktığımız için huzur buluyoruz. Mümin çevrelerden hep olumlu tepki alıyoruz. Bazı olumsuz tepkileri imtihanımız diye hoş karşılamamız sonucu mutsuz olmuyoruz. Bizim olumlu davranışlarımızın sonucu, bize karşı olumsuz davranışlar azalıyor. Bunların tabii sonucu olarak çevremiz ile de barış sağlanıyor. Bu sebeple çevre ile ilişkilerde de mutluluk yaşanıyor.

Allah ve resulün emirlerine uyduğumuz için her konuda Allah’ın yardımını hissediyoruz. Bu sebeple dünya faaliyetlerimizde başarı geliyor. Elde ettiğimiz nimetleri başkaları ile paylaşmaya çalışıyoruz. Bunun neticesi olarak, dünya mutluluğu ve pozitif derecât kazanıyoruz. Allah yolunda olduğumuz için, önceki günahlarımız Allah tarafından sevaba çevriliyor. Böylece Allah ile ilişkilerde de mutluluk yaşanıyor.

23/MU'MİNÛN-102: Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).

O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.

25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).

Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü'min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur'dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm'dir (rahmet nuru gönderendir).

Görüldüğü gibi din öğretisinde temel amaç olan insanın mutluluğunu basit bir dilek karşılığı elde etmek mümkün. Yeter ki biz Allah’a yönelelim. O zaman Allah bir şekilde bizim aydınlanmamızı sağlıyor. Aklımızı kullanıp, Kur’ân öğretmenleri olan bir veli Mürşidin rehberliğini kabul ettiğimizde her şey kolaylaşıyor. Artık şeytanın etkisi kalmıyor. Doğru düşünme alışkanlığı kazandığımızda, pozitif davranışlarımız ile çevremizde olumlu etki bıraktığımızdan, bize dönen olumlu davranışlar ile mutluluğu doyasıya yaşıyoruz.

Böylece mutluluğu yaşayanların oluşturduğu bölge, bölgelerin birleşmesi ile mutlu toplumlar, kavimler, milletler  meydana geliyor. Birbiri ile dayanışma içinde olan İslam toplumlarının huzurunu kimse bozamaz. İşte Allah, müminlerin böyle mutlu toplum haline gelmelerini istiyor. İslam’da tevhit böyle sağlanır. Çağımızda İslam toplumları birbiri ile sürtüşme halinde ise İslam yaşanmadığı, Kur’ânın terk edilmesi yüzündendir. Okuyucularımızın Kadir gecelerini tebrik ediyor. Ülkemizin şu salgından kurutuluşu için dua etmelerini dilerim.

lutfitümtürk@hotmail.com                                                                                  Lütfi Tümtürk

Kaynak : Lütfi TÜMTÜRK
Tür : Diğer Tarih : 25.04.2021
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
Sayfa Ziyaret Sayacı
13.144