Kütahya Osmanlı Kültürünü Yayma ve Yaşatma Derneği okyay derneği

Kalbin Mühürlenmesi

Anasayfa » Tasavvuf Konuları » Kalbin Mühürlenmesi
share on facebook  tweet  share on google  print  

Kalbin Mühürlenmesi

"Tasavvuf Konuları" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar

Kalbin Mühürlenmesi

Fıska düşmek kavramı

İslam literatüründe bazı kavramlar var. Pek bilinmez. Kur’ânı Kerimde kullanılan bu kavramlar bazen bir kaç anlamda kullanılmıştır. İblis müminlerin imanlarını çalabilmek için, bu kavramları kullanır. Önceki bir yazımızda bunlardan birkaç örnek vermiştim. Bu gün kalbin mühürlenmesi, Tab edilmesi ve fıska düşmek kavramlarını açmak istiyorum. Bunların tam anlamını öğrenmek için, Kutsal kitabımızda verilen açıklamaları inceleyelim.

30/RÛM-58: Ve lekad darebnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli mesel(meselin), ve le in ci’tehum bi âyetin le yekûlennellezîne keferû in entum illâ mubtılûn (mubtılûne).

Ve andolsun ki, bu Kur'ân'da insanlar için bütün meselelerden örnekler verdik. Ve eğer onlara bir âyet getirsen, kâfirler mutlaka: "Siz sadece batılla uğraşan kimselersiniz." derler.

Kalbin Mühürlenmesi bunlardan biridir. Kutsal kitabımızda çokça kullanılan bu kavram ile kalbimizin idrak hassasının kapatılması anlamına geldiğini biliyoruz. Allah’ın uyguladığı bu ceza ağır müeyyidedir. Acaba kalpler niçin mühürleniyor. Hangi günah işlenmiştir. Ayrıntıyı öğrenmek için ayetlere bakalım.    

2/BAKARA-6: İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn.

Onlar muhakkak ki kâfirdirler. Onları ikaz etsen de etmesen de onlar için eşittir (birdir), mü'min olmazlar.

2/BAKARA-7: Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâveh(gışâvetun), ve lehum azâbun azîm (azîmun).

Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem'î) hassasının üzerini mühürledi ve görme (basar) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Onlar için azîm (büyük) azap vardır.

Yüce rabbimiz bu cezanın gerekçesini yukarıdaki ayetin devamı (8-9-10. Ayetler)’da açıklıyor. Bu kişilerin “Allah’a ve ahiret gününe iman ettik.” Dediklerini, gerçekte inanmadıklarını, “Allah’ı ve müminleri aldatacaklarını sanırlar. Onlar kendilerinden başkasını aldatamazlar. Onların kalplerinde hastalık vardır.” Buyurmaktadır. Bu cezayı alanlar hatasını farkına varınca, tövbe etse bu cezadan kurtuluyor mu, onu inceleyelim.

45/CÂSİYE-23: E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn (tezekkerûne).

Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah'tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

Yukarıdaki ayette, hevasını ilah edinmeleri yüzünden kalbi mühürlenen kişilerin, işitme ve görme hassalarının kapatıldığı açıklanıyor. Bu kişiler faydasız ilimleri yüzünden delalette kaldıkları anlatılıyor. Bu durum kişilerin hidayete ermelerini zorlaşıyor. Bu kişilerin hatalarını anlayıp tövbe etmeleri halinde delaletten kurtulma imkânları olabilir mi diye, yaptığımız araştırmada aşağıdaki ayetle karşılaşıyoruz.

3/ÂLİ İMRÂN-164: Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn (mubînin).

Andolsun ki Allah, mü'minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni'met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O'nun (Allah'ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.

Delalette olan kişiler, müminler için bir nimet olan, Nebi veya onların olmadığı dönemlerdeki veli resullerin davetine icabet edip, yola girmeleri halinde mühürleri kaldırılıp delaletten kurtuldukları anlatılıyor. Allah’a ve ahiret gününe inandıklarını söylemelerine rağmen, kalben tatmin olmadıkları için dalalete düşen, bu insanlara, Allah’ü Teâlâ bir imkân daha veriyor. Resulün anlattıkları ile tatmin olup, delaletten kurtuluyorlar. Fakat Allahû Teâlâ bazı ayetlerde kalbin mühürlenmesi ile eş anlamlı olan, kalbin tab edilmesinden bahsediyor. Aynı eylemin farklı bir fiil ile açıklanmasının sebep ve hikmeti nedir.? Bunu öğrenmek için ayetleri incelemeye devam edelim.

63/MUNÂFİKÛN-3: Zâlike bi ennehum âmenû summe keferû fe tubia alâ kulûbihim fe hum lâ yefkahûn (yefkahûne).  

“Bu, onların (önce) âmenû olmaları (Allah'a ulaşmayı dileyerek hidayete ermeleri ve ruhlarını Allah'a ulaştırdıktan), sonra küfre düşmeleri sebebiyledir. Bu sebeple onların kalplerinin üzeri tabedildi (mühürlendi). Artık onlar fıkıh edemezler (idrak edemezler).”

Yukarıdaki ayette, kalbin tab edilmesinin gerekçesi anlatılıyor. Kişiler âmenû olduktan sonra küfre düşmeleri sebebi ile kalpleri tab ediliyor. Bu kişiler ne yapmışlar da küfre düşmüşler diye düşünen okuyucularımız için  konuyu araştırdık. Bu husus, Tevbe suresi 86-94. Ayetler arasında ayrıntılı olarak anlatılıyor. Kısaca, bu kişiler müminlere cihat emri geldiğinde, mazeret beyan ederek, cihattan geri kalanlar ile beraber kalmak istedikleri anlatılıyor. Yani, kişiler iman etmelerine rağmen, can derdine düşüyor. Allah için fedakârlıktan kaçınıyor. Demek ki, imanları sağlam değilmiş. Allah için fedakârlıktan kaçınmak müminler için büyük eksikliktir.

Kalbin tab edilmesinin, Mühürlenme olayı ile farkı için “Artık onlar fıkıh edemezler.” Deniliyor. Bu kişilere artık bir imkân daha verilmiyor. Kişi imansız olarak ölüyor. Her iki olay arasındaki farkı anlatmak için, Hz. Peygamber zamanında geçen şu olayı anlatmak istiyorum. Hz. Peygamberin duası ile zengin olan kişi, zekat vermekten imtina etmiş. Sonra hatasını anlayıp, zekat vermek istemesine rağmen zekatı kabul edilmemiş. Hz. Peygamberin vefatından sonra, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer de bu şahsın zekatını kabul etmemişler. İslam’da samimiyet esastır. Allah, Kimsenin zekat ve yardımına muhtaç değildir. Fakat, Samimiyetsizlik münafıklıktır.

İslam’da fıska düşmek diye bir kavram var. İnsanlar doğuştan fısk’ta yaratılmış. Serbest iradesi ile doğru yolu bulup, cennete hak etmesi murat edilmiş. Belli yaşa gelinceye kadar manevi sorumluluğu yok. Olayları idrak edecek yaşa geldiğinde, aldığı eğitim, ailesi, yaşadığı toplum ve çevrenin de etkisi ile bir kanaat sahibi oluyor. Hz. İbrahim de, ailesi ve kavmi küfür içinde iken, Allah’ın yardımı ile aklını kullanıp, Allah yolunu bulmuştu.

Çağımız insanı da, hakikati bulmak isterse, bunu hacet namazı ile Allah’tan yardım talep ettiğinde mutlaka gerçekleri ve Allah’ın yolunu bulur. O zaman 1. Fısktan kurtulur.  Çevre ve yaşadığı çarpık eğitimin etkisi ile yoldan çıktığında Kalbi mühürlenir. 2. Defa fıska düşer. Kendisinden başkasını olumsuz etkilememek kaydı ile hatasını fark ettiğinde, yukarıda izah edildiği gibi, tövbe edip tekrar yola girmesi mümkündür. Bu hakkını kullandığında, 2. Fısktan kurtulur. Bundan sonra üçüncü defa fıska düşmesi halinde, kalbine küfür tab ediliyor. Artık fısktan kurtulma imkânı kalmıyor. Küfür içinde ölüyor. Bu husus A.İmran-86-91. Ayetlerde anlatılıyor.

3/ÂLİ İMRÂN-90: İnnellezîne keferû ba’de îmânihim summezdâdû kufran len tukbele tevbetuhum, ve ulâike humud dâllûn (dâllûne).

Muhakkak ki, îmân ettikten sonra inkâr edenlerin ve sonra da küfürlerini artıranların, onların (üçüncü defa fıska düşenlerin) tövbeleri asla kabul edilmez. Ve işte onlar, dalâlette olanlardır.

Görüldüğü gibi üçüncü defa fıska düşüp küfürlerini artıranların tövbeleri artık kabul edilmiyor. Zümer suresi-53. Ayette, “Haddi aşan kullarım, Allah’tan ümidinizi kesmeyin.” deniliyor. Hz. Mevlananın bu ayete dayanarak, “Bin kere tövbeni bozmuş olsan gene gel.” Dediğini biliyoruz. Ancak bunun büyük günah olan, üçüncü defa fıska düşmeden önceki hatalar için olduğu anlaşılıyor. Allah, samimiyetsizliği, sadakatsizliği ve münafıklığı af etmiyor. Onun için, mümin konuları araştırıp incelemeli öyle davranmalıdır. “İblis, seni Allah’ın affı ile aldatmasın.” 

30/RÛM-60: Fâsbir inne va’dallâhi hakkun ve lâ yestahıffennekellezîne lâ yûkınûn (yûkınûne).

Öyleyse sabret, muhakkak ki Allah'ın vaadi haktır. Ve yakîn hasıl etmemiş olanlar (kesin bilgi sahibi olmayanlar), sakın seni hafifliğe sürüklemesinler.

Görüldüğü gibi bilinçsiz olarak işlenen hatalarda, kalbi mühürlenenlerin fısktan kurtulmaları için Allah bir fırsat veriyor. Şuurlu olarak Allah’ın emirlerinin terk ve inkâr edilmesi ile üçüncü defa fıska düşülmesi gibi durumlarda tolerans,yok. O zaman kalbi tab edilen kişinin kurtuluş imkânı kalmıyor. Modern çağımızda manevi eğitime fazla önem verilmiyor. Günümüz insanlarının her şeyi var. Ancak, Mutsuz ve huzursuz. Manevi boşluk yaşanıyor.

İnsanlar mutluluğu yanlış yerlerde arıyor. Allah’sız bir mutluluk mümkün değildir.  İnsanların mutluluğunu engelleyen şey, nefsimizin afetleridir. Bu afetlerden kurtulmadan mutluluk yaşanamaz. Onun için İslam’da Allah’a iman ve ameli Salih en başta gelen husustur. Nefsimizin afetlerini salih amel ile tezkiye edebiliriz. Bunun için yapılacak şey, Allah’a yönelip (Dünya hayatında ruhen Allah’a ulamayı dilemek.) bir Perşembe akşamı gusül abdesti ile hacet namazı kılıp Allah’tan hidayetçi veli resül veya mürşidini Allah’tan talep etmektir. Kişi bu Allah dostuna ulaştığında, onun rehberliğinde dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşılıyor.

20/TÂHÂ-123: Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvv(aduvvun), fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.

(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

Allah, hidayetçisini talep eden kulun ruhunu dünya hayatında kendisine ulaştırıyor. Böylece kişi hidayete eriyor. Allah dostu okluyor. Dünya mutluluğunu yaşamaya başlıyor. Ahiretini de kurtarıyor. Vesselam.

5 Ekim 2021 

lutfitumturk@hotmai,l.com                                                                                                      Lütfi TÜMTÜRK

Kaynak : Lütfi TÜMTÜRK
Tür : Diğer Tarih : 10.11.2021
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
Sayfa Ziyaret Sayacı
13.781